NEUPOGEN Şırınga

Roche

 

Etken Maddeler:

Filgrastim (G-CSF)

 

Piyasa Şekilleri:

30 MIU: 0.5 ml'lik 5 şırınga
48 MIU: 0.5 ml'lik 5 şırınga

 

Kullanım Şekli:

Önerilen günlük doz 0.5 MIU/kg'dır. Bu miktar 16.6 mcl/kg solüsyona eşdeğerdir. Sitotoksik kemoterapi ve otolog kemik iliği nakli uygulanan hastalarda başlangıç doz s.c. enfüzyonla günde 2 MIU/kg'dır. İntravenöz enfüzyonla günde 2 MIU/kg uygulanır. Gerektiğinde %5'lik glikozla seyreltilebilir. Seyreltildikten sonra 24 saat içinde kullanılmalıdır. 2-8°C arasında buzdolabında saklanmalı, asla dondurulmamalıdır.

 

 

Endikasyonları:

Kronik miyeloid lösemi ve miyelodisplastik belirtiler haricinde malign hastalık nedeniyle sitotoksik kemoterapi gören hastalarda febril nötropeni oluş sıklığının ve nötropeni süresinin azaltılmasında ve miyeloablatif tedaviden sonra kemik iliği nakli uygulanan hastaların nötropeni süresinde ve klinik komplikasyonlarında endikedir. Miyelosupresif ya da miyeloablatif tedavi sonrasında otolog periferik kan progenitör hücrelerinin harekete geçirilmesi amacıyla tek başına veya kemik iliği baskılayıcı kemoterapiyi takiben periferik kan progenitör hücrelerinin (PKPH) enfüzyonu ile sağlanan hematopoetik iyileşmeyi hızlandırmaya yönelik uygulamalar için endikedir. Ağır konjenital nötropeni, siklik nötropeni veya ciddi ve tekrarlayan enfeksiyon hikayesi ile birlikte MNS <=0.5x10 milyar/l olan idiyopatik nötropenili çocuk veya erişkin hastalara uzun süreli olarak verilmesi, nötrofil sayısının artırılması ve enfeksiyonlara bağlı olayların sıklık ve süresinin azaltılması amacıyla endikedir.

 

Kontrendikasyonları:

Filgrastim veya ilacın içerdiği diğer yardımcı maddelerden herhangi birine karşı aşırı duyarlılığı olduğu bilinen hastalarda kontrendikedir. Sitotoksik kemoterapinin dozunu artırmak amacıyla belirlenmiş doz şemaları dışında kullanılmamalıdır. Anormal sitogenetik bulguları ve ağır konjenital nötropenisi (Kostman sendromu) olan hastalarda kullanılmamalıdır.

 

Uyarılar:

Duyarlı kişilerde aşırı duyarlılık reaksiyonları gelişebilir. a) Malign hücre gelişmesi: Granülosit koloni-uyarıcı faktör miyeloid hücrelerin gelişmesini in vitro artırabilir ve bazı non-miyeloid hücrelerde de in vitro benzer etkiler görülebilir. Miyelodisplastik sendromda veya kronik miyeloid lösemide etkinlik ve güvenirliği tespit edilmemiştir. Bu durumlarda endike değildir. Kronik miyeloid löseminin blast transformasyonunun tanısını akut miyeloid lösemiden ayırt etmek için özel dikkat gösterilmelidir. b) Sitotoksik kemoterapi uygulanan hastalarda 0.3 MIU/kg/gün'ün (3 mcg/kg/gün) üzerindeki dozlarda filgrastim alan hastaların %5'inden daha azında 100 x 10 milyar/l veya daha yüksek lökosit sayısı görülmüştür. Bu lökosit sayısına bağlanabilecek direkt bir advers etki bildirilmemiştir. Bununla birlikte, ciddi lökositoz riski göz önünde bulundurularak, tedavi sırasında düzenli aralıklarla lökosit sayımı yapılmalıdır. Lökosit sayısı beklenen alt seviyenin 50x10 milyar/l üzerinde ise, tedavi derhal kesilmelidir. PKPH mobilizasyonu için uygulanan tedavinin kesilmesi ancak lökosit sayısının >100x10 milyar/l'ye yükselmesi halinde uygundur. Hastalar yüksek doz kemoterapi ile tedavi edilirken çok dikkatli olunmalıdır, çünkü tümör iyileşmesinin bu tedavi ile arttığı tespit edilmemiştir ve yoğunlaştırılmış dozlarda kemoterapötik ilaçlar kardiyak, pulmoner, nörolojik ve dermatolojik etkiler dahil toksisite artışına yol açabilir. Tedavi, miyelosüpresif kemoterapiye bağlı anemi ve trombositopeni riskini önlemez. Yüksek dozda kemoterapi alma riskinden dolayı, hasta daha büyük anemi ve trombositopeni riski altında olabilir. Trombosit sayısı ve hematokritin düzenli izlenmelidir. Ciddi trombositopeniye neden oldukları bilinen ve tek başına veya kombine edilerek kullanılan kemoterapötik maddeler verilirken çok dikkatli olunmalıdır. Filgrastim ile mobilize edilen PKPH'lerin kullanımı, miyelosupresif ya da miyeloablatif kemoterapiyi takiben gelişen trombositopeninin derinliğinde ve süresinde azalma sağlamıştır. c) Ağır kronik nötropeni (AKN) hastalarında: Lösemi veya pre-lösemiye dönüşüm: Ağır kronik nötropenilere tanı koyulurken, aplastik anemi, miyelodisplazi ve miyeloid lösemi gibi diğer hematolojik hastalıklardan ayırım yapılması için özel bir dikkat gösterilmelidir. Tam kan sayımları, lökosit formülü, trombosit sayısı ve kemik iliği morfolojisi ile karyotip değerlendirilmesi tedaviye başlamadan önce yapılmalıdır. Tedavi edilen ağır konjenital nötropeni (Kostman sendromu) hastalarında düşük sıklıkta (yaklaşık %3) miyelodisplastik sendrom (MDS) veya lösemi vakasına rastlanmıştır. Bu sadece konjenital nötropenisi olan hastalarda gözlemlenmiştir. Başlangıçta sitogenetik değerlendirmeleri normal olan yaklaşık %12'lik bir hasta alt grubunda daha sonraki rutin değerlendirme tekrarlarında monozomi 7'yi de içeren anomaliler saptanmıştır. Kostman sendromu hastalarında anormal sitogenetik gelişimle karşılaşıldığında, tedaviyi sürdürmenin riskleri ile yararları dikkatle değerlendirilmelidir; MDS veya lösemi ortaya çıkması halinde tedavi kesilmelidir. Ağır konjenital nötropeni (Kostman sendromu) hastalarının uzun süreli tedavisinin, hastaları sitogenetik anormallikler, MDS veya lösemiye dönüşüm açısından duyarlı hale getirip getirmediği şimdilik açık değildir. Kostman sendromlu hastalarda morfolojik ve sitogenetik kemik iliği incelemelerinin düzenli aralıklarla (yaklaşık olarak her 12 ayda bir kez) yapılması önerilir. Kan sayımları: Trombosit sayısı, özellikle tedavinin ilk haftalarında yakından izlenmelidir. Trombositopeni geliştiren, yani trombosit sayısı 100000/mm3'ün altına düşen hastalarda dozun azaltılması veya tedaviye ara verilmesi düşünülmelidir. Hücre sayısının yakından izlenmesini gerektiren , anemi ve miyeloid progenitör hücrelerin sayısında geçici artışlar gibi başka kan hücresi değişiklikleri meydana gelebilir. Diğerleri: Viral enfeksiyonlar gibi, geçici nötropeniye yol açan nedenler hariç tutulmalıdır. Splenomegali, doğrudan doğruya tedavinin bir sonucudur. Araştırmalarda, AKN'li hastaların %31'inin palpabl splenomegalisi olduğu saptanmıştır. Radyografik olarak saptanan dalaktaki hacim artışı, tedavinin ilk döneminde ortaya çıkar ve daha sonra belirli bir düzeyde sabit kalır. Dozu azaltmanın, splenomegalinin ilerlemesini yavaşlattığı veya durdurduğu görülmüş, hastaların %3'ünde ise splenektomi yapılması gerekmiştir. Dalağın boyutları düzenli olarak kontrol edilmelidir. Batın palpasyonu, dalak büyümesinin ortaya koyulması için yeterli bir yöntemdir. Hastaların küçük bir bölümünde hematüri/proteinüri meydana gelir. Bu olayın izlenmesi amacıyla düzenli idrar incelemeleri yapılmalıdır. Yenidoğanda ve otoimmün nötropenisi olan hastalarda güvenilirliği ve etkinliği belirlenmemiştir. d) Periferik kan progenitör hücrelerinin mobilizasyonu amaçlanan hastalar: Önerilen iki mobilizasyon yöntemini (tek başına ya da kemik iliğini baskılayıcı kemoterapi ile kombine filgrastim uygulaması) aynı hasta grubu üzerinde karşılaştıran herhangi bir prospektif randomize çalışma yürütülmemiştir. Gerek hastalar arasında, gerek CD34+ hücrelerinin laboratuvar tahlil sonuçları arasındaki değişkenlik düzeyi, çalışmalar arasında bir karşılaştırma yapmanın güçlüğünü ortaya koymaktadır. Bu nedenle, uygun bir yöntemi önermek zordur. Mobilizasyon yönteminin seçiminde, her hasta için bireysel olarak yürütülen tedavinin amaçlarıyla paralel bir yaklaşım sağlanmalıdır. Daha önce sitotoksik ilaç kullananlar: Daha önce yoğun miyelosupresif tedavi görmüş hastalarda, öngörülen minimum hücre düzeyini (³2.0 x 10 milyon/CD34+ hücre/kg) sağlamaya ya da trombosit artışını aynı düzeyde hızlandırmaya yetecek seviyede PKPH mobilizasyonu gerçekleşmeyebilir. Bazı sitotoksik ilaçlar, özellikle hematopoetik progenitör havuzu üzerinde toksisite yaratır ve progenitör mobilizasyonunu ters yönde etkileyebilir. Melfalan, karmustin (BCNU) ve karboplatin gibi ilaçların progenitör mobilizasyonu girişiminden önce uzun süre kullanılmış olması, tedavinin verimini düşürebilir. Öte yandan, melfalan, karboplatin ya da BCNU ile filgrastimin birlikte uygulanmasının, progenitör mobilizasyonunda etkili olduğu gösterilmiştir. Bir hastaya periferik kan progenitör hücre nakli düşünülüyorsa, kök hücre mobilizasyonunun tedavinin erken dönemlerinde gerçekleştirilmesi önerilmektedir. Bu gibi hastalarda, yüksek doz kemoterapi uygulamasına geçilmeden önce dolaşımdaki progenitör sayısına özellikle dikkat edilmelidir. Eğer harekete geçirilen progenitör sayısı ölçüm kriterlerine göre yetersizse, progenitör desteği sağlanmasını gerektirmeyen alternatif tedavi şekilleri düşünülmelidir. Tedavi uygulanan hastalarda progenitör hücre sayısının ölçülmesi aşamasında, kullanılan kantitatif yönteme özen gösterilmelidir. CD34+ hücre sayısına ilişkin akım sitometrik analiz sonuçları, kullanılan yönteme özgü değişkenlikler içermektedir ve başka laboratuvarlarda yürütülen çalışmalara dayanarak önerilen rakamlar dikkatle yorumlanmalıdır. İstatistiksel analiz, enfüzyon yoluyla geri verilen CD34+ hücrelerinin sayısı ile yüksek doz kemoterapiyi takiben trombosit sayısında görülen artış hızı arasındaki bağıntının, karmaşık ancak sürekli bir ilişki olduğunu göstermektedir. Minimum CD34+ hücre artışı düzeyi henüz yeterince tanımlanamamıştır. Minimum artışın ³2.0x10 milyon hücre/kg olması gerektiği öne sürülmüştür. Daha yüksek miktarlar iyileşme hızını artırmakta, bunun altında kalan değerler ise daha yavaş bir iyileşme sağlamaktadır. Altı aydan fazla tedavi gören osteoporozlu hastalarda kemik yoğunluğunun izlenmesi önerilir. Ciddi böbrek veya karaciğer işlev bozukluğu olan hastalarda etkileri konusunda araştırma yapılmamıştır. Miyeloid progenitörün önemli düzeyde azaldığı hastalarda etkisi araştırılmamıştır. Nötrofil sayısını artırıcı etki gösterir, esas olarak nötrofil prekürsorları üzerine etki eder. Bu nedenle, prekürsorları azalmış olan hastalarda nötrofil cevabı düşebilir (yoğun radyoterapi veya kemoterapi ile tedavi edilenler gibi). Graft versus host hastalığında etkisi tanımlanmamıştır. Gebelikteki güvenilirliği hakkında bilgi bulunmamaktadır. Gebelikte ancak beklenen terapötik yarar fetusun karşılaşabileceği riski maruz gösterebildiği takdirde kullanılmalıdır. anne sütüne geçip geçmediği bilinmemektedir. Emziren kadınlara tavsiye edilmez.

 

Yan Etkileri:

Sitotoksik kemoterapi uygulanan hastalarda: Önerilen dozlarda, sıklıkla kas ve iskelet sisteminden kaynaklanan ağrılar eşlik eder. Bunlar zaman zaman şiddetli (%3) olabilmekle birlikte genelde hafif ya da orta şiddettedir (%10). Daha seyrek istenmeyen olaylar arasında üriner sorunlar yer almaktadır (daha çok hafif ya da orta şiddette dizüri). Nadiren, kan basıncında, klinik tedavi gerektirmeyen geçici düşüşlerle karşılaşıldığı bildirilmiştir. Laktat dehidrogenaz, alkalen fosfataz ve serumda ürik asit ile gamaglutamil transpeptidaz düzeylerinde, geri dönüşümlü, doza bağımlı ve genellikle hafif ya da orta derecede artışlarla sık olarak karşılaşılmaktadır. Filgrastim/kemoterapi ve plasebo/kemoterapi ile tedavi edilen hastalarda eşit sıklıkta görülen istenmeyen etkiler arasında bulantı ve kusma, saç dökülmesi, ishal, yorgunluk, iştahsızlık, mükozit, baş ağrısı, öksürük, deri döküntüsü, göğüs ağrısı, genel zayıflık, boğaz ağrısı, kabızlık ve spesifik olmayan ağrılar bildirilmiştir. Yüksek doz kemoterapi ve ardından otolog kemik iliği nakli uygulanan bazı vakalarda veno-oklusif hastalık ve sıvı hacmi bozukluklarını içeren vasküler hastalıklar bildirilmiştir. Bu hastalıkların ilaçla neden-sonuç ilişkisi belirlenememiştir. Nadir olarak alerjik semptomlar bildirilmiş ve bu vakaların yarısında, reaksiyonlar başlangıç dozuyla ilişkili bulunmuştur. Genelde, i.v. uygulama sonrasında alerjik semptom bildirimi daha fazladır. Bazı vakalarda, ilacın tekrar verilmesi, semptomların yeniden oluşmasına neden olmuştur. Her ne kadar sebep-sonuç açısından bir bağlantı kanıtlanmasa da, kemoterapiyi takiben, özellikle bleomisin içeren uygulamalarla beraber kullanımı ile, nadiren ve bazen ölümcül interstisyel pnömoni vakaları tanımlanmıştır. Ağır konjenital nötropeni hastalarında: Klinik advers reaksiyonlar içinde en sık karşılaşılanlar kemik ağrısı ve genel kas-iskelet sistemi ağrılarıdır. Görülen diğer advers reaksiyonlar arasında, az sayıda vakada ilerleyici olabilen splenomegali ve trombositopeni vardır. Hastaların %10'dan daha az bölümünde, tedaviye başlandıktan kısa bir süre sonra baş ağrısı ve diyare bildirilmiştir. Anemi ve burun kanaması da aynı insidans ile, ancak yalnızca uzun süreli kullanımdan sonra bildirilmiştir. Serum ürik asit, laktat dehidrogenaz ve alkalen fosfataz düzeylerinde klinik belirtilere yol açmayan geçici yükselmeler gözlenmiştir. Tokluk kan şekeri düzeyinde geçici ve orta derecede düşüşler de gözlenmiştir. Tipik olarak AKN hastalarının %2'sinden daha azında görülen advers reaksiyonlar, enjeksiyon yerindeki reaksiyonlar, baş ağrısı, hepatomegali, artralji, saç dökülmesi, osteoporoz ve deri kızarıklıklarıdır. Uzun süreli tedavilere bağlı olarak AKN hastalarının %2'sinde kutanöz vaskülit bildirilmiştir. Çok nadir olarak bazı vakalarda proteinüri/hematüri'ye rastlanmıştır.

 

İlaç Etkileşimleri:

Miyelosupresif sitotoksik kemoterapi ile aynı gün verilen filgrastimin güvenilirlik ve etkinliği belirlenmemiştir. Hızla bölünen miyeloid hücrelerin miyelosupresif sitotoksik kemoterapiye olan duyarlığı göz önüne alındığında, sitotoksik kemoterapiden 24 saat öncesi ile 24 saat sonrası arasındaki sürede kullanılmaması tavsiye edilir. 5-floro-urasil ile birlikte uygulandığı az sayıdaki hastanın ön bulgularına göre nötropeninin ağırlığı artabilir. Diğer hematopoetik büyüme faktörleri ve sitokinlerle olası etkileşmeleri henüz klinik deneylerde araştırılmamıştır. Salin çözeltileriyle seyreltilmemelidir.

2017© 1ilac.com Tüm hakları saklıdır. Herhangi bir sağlık sorununuz varsa lütfen hekiminize danışınız.