1 İlaçİlaç Bilgileri ve Sağlık Haberleri

HOLOXAN Flakon

I.E.Ulugay

 

Etken Maddeler:

İfosfamid

 

Piyasa Şekilleri:

1 g: 1 flakon ve 25 ml'lik çözücü ampul, 2 g: 1 flakon ve 50 ml'lik çözücü ampul, 500 mg: 1 flakon ve 13 ml'lik çözücü ampul içeren ambalajlarda.

 

Kullanım Şekli:

50-60 mg/kg'lık dozlar 5 gün arka arkaya uygulanır. Her kürde uygulanacak toplam miktar 250-300 mg/kg'dır. Dirençli olgularda tedavi 80 mg/kg hesabıyla 2-3 gün uygulanır. Her kür arası en az 1 ay olmalıdır. Uygulanacak çözeltinin yoğunluğu %4'ü geçmemelidir. Enjeksiyonlar genellikle i.v olarak gerçekleştirilir. Enfüzyon uygulamaları 500 ml'lik ringer çözeltisinde yarım saatte gerçekleştirilmelidir.

 

 

Endikasyonları:

Bronş karsinomu, over karsinomu, testis tümörleri, meme karsinomu, yumuşak doku sarkomu, pankreas karsinomu, hipernefroma, endometriyal karsinom ve malign lenfomalar gibi ifosfamid tedavisine duyarlı, cerrahi müdahale yapılamayan malign tümörlerde endikedir.

 

Kontrendikasyonları:

İfosfamide bilinen aşırı duyarlılık, kemik iliği fonksiyonunda ciddi azalma (özellikle önceden sitotoksik ajanlar veya radyoterapi almış hastalarda), enfeksiyon mevcudiyeti, böbrek fonksiyonu bozukluğu ve/veya üriner akımın engellenmesi, sistit, hamilelik ve emziren annelerde kontrendikedir.

 

Uyarılar:

Tedaviye başlanmadan önce, idrar yollarındaki herhangi bir tıkanıklığın; sistit; enfeksiyonlar ve elektrolit dengesizliklerinin düzeltilmesi gerekir. Genel olarak, diğer sitostatikler gibi, zayıf düşmüş veya yaşlı hastalarda ve daha önce radyoterapi uygulanmış hastalarda dikkatle kullanılmalıdır. Diabetus mellitus, kronik hepatik ve renal yetmezlik gibi immün sistemi zayıflamış hastalar da özel dikkat gerektirirler. Beyin metastazı olan, serebral semptomları ve/veya böbrek fonksiyonları bozuk olan hastalar da yakın gözlem altında tutulmalıdır. Ürotoksik etkisi nedeniyle, prensip olarak, ifosfamid mesna ile kombine olarak kullanılmalıdır. Dozların bölünmesi, yeterli hidrasyon, sıvı dengesinin korunması ve özellikle mesna ile birlikte kullanım, hemorarjik sistitin sıklığını ve şiddetini önemli ölçüde azaltabilir. İfosfamidin diğer toksik etkileri ve terapötik etkileri mesna ile etkilenmemektedir. Tedavi sırasında, mikro- ve makro-hematüri ile birlikte sistit gelişir ise, bu durum normale dönünceye kadar tedaviye ara verilmelidir. Düzenli olarak kan sayımlarının, renal fonksiyon testlerinin ve idrar sedimenti dahil idrar analizlerinin yapılması gereklidir. Antiemetiklerin zamanında kullanılmaları önerilir ancak İfosfamid ile birlikte kullanılan antiemetiklerin MSS üzerindeki ilave etkileri olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır. Ateş veya şiddetli lökopeni antibiyotik ve/veya antimikotiklerin profilaktik olarak kullanımlarını gerektirebilir. Yeterli diürez sağlanması gereklidir. Titiz bir ağız hijyeni temin edilmelidir. Sık olarak, hayatı tehdit eden enfeksiyonlar açısından lökositopeni ve kanama riskinden dolayı trombositopeni dikkate alınmak zorundadır. Lökosit ve trombosit nadirleri normal olarak tedavinin başlamasından bir iki hafta sonra görülebilir ve 3-4 hafta içinde iyileşir. Anemi genellikle birkaç tedavi küründen sonra görülür. Diğer miyelosupresif ajanlar ile bir kombinasyon tedavisi doz ayarlamasını gerektirebilir. Yüksek tek doz uygulaması, fraksiyonlu doz rejiminden daha sık olarak lökositopeniye yol açmaktadır. Önceden kemoterapi ve/veya radyoterapi almış hastalarda veya böbrek fonksiyon yetmezliği olan hastalarda, daha şiddetli bir miyelosupresyon beklenebilir. Diğer sitostatiklerle olduğu gibi ifosfamid ile, sikluslar arasında olduğu gibi, her kemoterapiden önce de kan sayımları yapılmalıdır. Kan tablosuna göre, uygun doz ayarlaması yapılmalıdır. Çocuklarda raşitizm veya erişkinlerde osteomalasi riskinden dolayı, tedaviye başlamadan önce, tedavi sırasında ve sonrasında, glomerüler ve tübüler böbrek fonksiyonları kontrol edilmeli ve değerlendirilmelidir. İfosfamid ile uzun süreli tedavi sırasında, yeterli diürez ve renal fonksiyonun düzenli kontrolü gerekir. Bu özellikle çocuklar için geçerlidir. Nefropati başlangıcı durumunda, ifosfamid ile tedaviye devam edilirse, geri dönüşümsüz böbrek hasarı beklenmelidir. Dikkatli bir risk/yarar oranı değerlendirmesi yapılmalıdır. Tek taraflı nefrektomize hastalarda, renal fonksiyon yetmezliği olan hastalarda ve daha önce nefrotoksik ilaçlarla (örn. sisplatin) tedavi edilmiş hastalarda dikkatli olunmalıdır. Bu hastalarda, miyelotoksisite, nefrotoksisite ve serebral toksisitenin sıklık ve şiddeti artar. İfosfamidin MSS toksisitesi nedeniyle, hastalar dikkatli olarak izlenmelidir. Ensefalopati gelişmesi durumunda, ifosfamid uygulaması kesilmek zorundadır ve daha sonra tekrar kullanılmamalıdır. İfosfamid nedenli ensefalopati durumunda, MSS üzerinde etkili ilaçlar (örn. antiemetikler, trankilizanlar, narkotikler veya antihistaminikler) mümkünse kesilmeli veya özel dikkatle kullanılmalıdırlar. Sitotoksik tedavilerde genellikle (ve özellikle alkilleyici ajanlarla) olduğu gibi, ifosfamid ile tedavi geç sekel olarak sekonder tümör riski taşımaktadır. Hepatik veya renal yetmezlik durumlarında, tedaviye başlamadan önce, her hasta için bireysel olarak değerlendirilmek zorundadır. Diyabetli hastalarda gereğinde antidiyabetik tedaviyi zamanında modifiye etmek için, kan şekeri seviyeleri düzenli olarak kontrol edilmelidir. Hamileliğin ikinci yarısında ancak hayati endikasyon varsa kullanılmalıdır. İfosfamid genotip anomalilere neden olabilir. Tedavi süresince emzirmemelidir.

 

Yan Etkileri:

Doza bağlı olarak, farklı derecelerde kemik iliği supresyonu (lökositopeni, trombositopeni ve anemi) görülebilir. Hemorarjik sistit (makro- ve mikro-hematüri) ifosfamidin sık görülen, doza bağımlı bir komplikasyonudur. Serum kreatininde bir artış, kreatinin klirensinde bir azalma ve proteinüri ile birlikte glomerüler renal fonksiyon bozuklukları arasıra ve hiperaminoasidüri, fosfatüri, asidoz veya proteinüri gibi tübüler renal fonksiyon bozuklukları daha sık olarak görülebilir. Şiddetli nefropatiler nadirdir. Glomerüler renal fonksiyon bozuklukları için muhtemel risk faktörleri ilacın yüksek dozları ve platin içeren kombine tedavilerdir. Tübüler renal fonksiyon bozuklukları için risk faktörleri daha önceki nefroktomi, platin havi ilaçlar ile birlikte tedaviler veya birlikte böbrekleri ya da kalan böbreği de kapsayacak şekilde karın boşluğunun da ışınlanmasıdır. Nadir durumlarda, kronik tübüler böbrek bozuklukları olan hastalarda raşitizm veya yetişkinlerde osteomalasi gelişebilir. Hastaların %10-20'sinde, tedavinin başlamasından sonra birkaç saat ila birkaç gün içinde ensefalopati görülür ve gelişir. Risk faktörleri, genel sağlık durumunun zayıf olması, renal fonksiyon yetmezliği (kreatinin >1.5 mg/dl), nefrotoksik ilaçlarla (örn. sisplatin) daha önceki tedaviler ve postrenal obstrüksiyonlardır (örn. pelvik tümörler). Ensefalopatiler genellikle reversibldir ve son ifosfamid uygulamasından sonra birkaç gün içinde kendiliğinden kaybolurlar. Şiddetli tablolar nadirdir ve ölümler sadece birkaç vak'ada görülmüştür ve çok yüksek ilaç dozları ile bağlantılı olmuştur. Bölünmüş doz rejimi ile, ensefalopatiler daha az sıktır ve daha az şiddetlidir. Diğer advers etkiler: Bulantı ve kusma doza bağımlı yan etkilerdir. Hastaların %50 kadarında orta ya da şiddetli formları görülebilir. Diğer bir sık yan etki geri dönüşümlü saç dökülmesidir ve dozaja ve tedavi süresine bağlı olarak hastaların hemen hemen %100'ünde görülebilir. Alkilleyici etki mekanizması nedeniyle, bazen irreversibl olarak spermatogenez yetmezliğine neden olabilir ve azoospermi veya kalıcı oligospermi ile sonuçlanabilir; ovülasyon bozuklukları nadiren irreversibldir ve nadiren amenore veya dişi seks hormonlarının seviyelerinde azalma ile sonuçlanabilir. Cok az sayıda bildirilen yan etkiler: Kronik interstisyel pulmoner fibroz; toksik alerjik pulmoner ödem; hiponatremi ve su retansiyonu ile birlikte SIADH (ADH sekresyon yetmezliği sendromu , Schwartz-Bartter sendromu); hipokalemi; akut pankreatit; cilt ve mukoz membranlarda enflamasyon; aşırı duyarlılık reaksiyonları (birkaçında şoka kadar ilerleme); bulanık görme ve baş dönmesi. Karaciğer enzimlerinde ve/veya bilirubin seviyelerinde bir artış da seyrek olarak görülebilir. Anoreksi, diyare, konstipasyon, flebit veya pyreksia daha ender olarak görülebilir. Polinöropati, pnömonit, zayıf görme veya radyasyona reaksiyonda bir artış çok az kişide görülmüştür.

 

İlaç Etkileşimleri:

Diğer sitostatikler veya radyasyon ile etkileşimin bir sonucu olarak miyelotoksisitesi artabilir. İfosfamid ışınlama sonucu oluşan cild reaksiyonlarını şiddetlendirebilir. Sisplatin, aminoglikozitler, asiklovir veya amfoterisin B gibi nefrotoksik ajanların  ifosfamid kullanımı öncesinde veya beraberinde kullanımı ifosfamidin nefrotoksik etkisini ve keza sonuçta hematotoksik ve nörotoksik (MSS) etkilerini artırabilir. Çok yüksek ifosfamid dozlarından sonra ve/veya önceden veya birlikte kullanılan antrasiklinler ile, supraventriküler veya ventriküler aritmiler ve ST-T segment değişiklikleri ve kalp yetmezliği için birkaç bildirim olmuştur. Bu nedenle, düzenli olarak elektrolit seviyelerinin izlenmesi ve geçmişinde kalp hastalığı olan hastalara verildiğinde özel dikkat gösterilmesi gerekmektedir. İfosfamidin immünosupresif etkisi nedeniyle, uygulanan aşılara yetersiz cevap alınabilir. Canlı virüs aşılarında 'aşı bölgesi yaraları' oluşabilir. İfosfamid ile birlikte kullanımı varfarinin antikoagülan etkisini arttırabilir ve hemorarji riskini artırabilir. Allopurinol veya hidroklorotiyazidin birlikte uygulanmasıyla miyelosupresif etki artabilir. Klorpromazin, triiyodotironin veya disülfiram gibi aldehid dehidrojenaz inhibitörleri ile birlikte kullanıldığında etkisi ve toksisitesi artabilir. İfosfamid kullanımı sülfonilürelerin hipoglisemik etkilerini artırabilir. Yakın zamanda veya birlikte kullanılmaları halinde, fenobarbital, fenitoin veya kloral hidrat mikrozomal karaciğer enzimlerini muhtemelen indükleyeceği için ifosfamidin daha hızlı metabolize olmasına yol açabilir. Süksametonyumun adale gevşetici etkisini artırabilir.